İslahiye Masaj Salonu Hizmetleri Ebru

İslahiye Masaj Salonu

İslahiye Masaj Salonu

Güneşten gözleri kamaştığı için çevresini göremediğini

anlayan Ralph, mevzuştu:

“Borulu adam yok, yalnız ben varım.”

Çocuk birazcık daha yaklaştı, yüzünü buruşturup Ralph’ı

süzdü tepeden. Gördüğü şey, doğrusu kucağında fildişi renkli

büyük şeytanminaresiyle oturan sarı saçlı oğlan, onu pek

memnun etmemişti. Pelerinini savurarak, hızla döndü:

“Peki, bir vapur yok mu?”

bol pelerinin örttüğü bedeni uzun, zayıf, kemikliydi. Kara

şapkanın altında kızıl saçları vardı. Çilli yüzü çökmüştü.

Merridew, bir ağaç kütüğüne oturdu, çevresine göz gezdirdi:

“Kendi başımızın çaresine bakmak zorundayız öyleyse.”

Ralph’ın arkasında kendini güvende bilen Domuzcuk,

çekine çekine mevzuştu:

İslahiye Masaj Salonu

“İşte bu yüzden bir toplantı yapmış olduk. Ne yapacağımızı

kararlaştıralım diye. Adlarını aldık. Bu Johnny. Bunlar ikiz,

Sam ile Eric. Hanginiz Eric’siniz? Sen mi? Hayır… Sen

Sam’sın…”

“Ben Sam’ım.”

“Ben de Eric.”

Ralph,

“Hepimizin adı bilinmeli” dedi. “Ben Ralph’ım.”

Domuzcuk,

“Çoğu adları aldık” dedi. “Demin aldık.”

“Çocuk adları bunlar” dedi Merridew. “Bana ne diye Jack

diyecekmişsiniz. Merridew’im ben.”

Ralph, derhal Merridew’e baktı. Ne istediğini bilen bir

ferdin sesiydi bu.

“sonra bir çocuk var” dedi Domuzcuk,

“unuttum onun…”

Jack Merridew,

“Fazla mevzuşuyorsun sen” dedi. “Kapat

çeneni, şişko.”

Gülüşmeler oldu.

“O şişko değil,

” dedi Ralph,

“gerçek adı Domuzcuk’tur

onun.”

“Domuzcuk!”

“Domuzcuk!”

“Hey, Domuzcuk!”

herkes katıla katıla gülüyordu. En küçükler bile katılmıştı

bu gülüşmeye. Şimdilik çocuklar bir çember kurup aralarında

anlaşmışlardı; bu çemberin haricinde kalmıştı Domuzcuk.

Domuzcuk’un yüzü pembe pembe oldu; başını eğdi, bir defa

daha sildi gözlüğünün camlarını.

Gülme faslı sona erdi sonunda. Gene adlar alındı. Kilise

korosunun çocukları içinde, boy açısından Jack’tan sonrasında

gelen Maurice’ydi. Maurice, boyuna sırıtan iri bir oğlandı.

Herkesten kaçan, herkesten gizlenen, kendi içine kapanmış,

hiç kimsenin tanımadığı ince bir çocuk vardı orada. Adının

Roger bulunduğunu mırıldandı, sonra gene sustu. Bill vardı,

Robert vardı, Harold vardı, Henry vardı. Bayılan koro üyesi,

bir ağacın kütüğüne yaslandı, solgun dudaklarla Ralph’a

gülümsedi, adının Simon bulunduğunu söylemiş oldu.

Jack,

“nasıl kurtarılacağımız konusunu bir karara

bağlamalıyız” dedi.